yerelhayat @ hotmail.com

ŞEHİT HÜSEYİN ALTAY

Pendikli Ülkücü şehitlerin ilki 19.09.1977 Pazartesi günü İSTANBUL Tuzla’da şehit edilen Şehit HÜSEYİN ALTAY’dır.

 

ŞEHİT HÜSEYİN ALTAY

1980 öncesinin karanlık günlerinde Pendik Ülkü Ocakları 24 şehit verdi. Bu şehitlerden ilki 19 Eylül 1977 Pazartesi günü Tuzla’da şehadet şerbeti içen Elazığlı Şehit Hüseyin Altay’dır.

Hüseyin Altay 1954 yılının güzel bir yaz günü Elâzığ Maden’de dünyaya geldi. İki odalı kerpiç eve sahip Altay ailesinin birkaç hayvanı kurak bir iki tarlası vardı. Okul yüzü görmemiş feraset sahibi Hasan Bey, biz buralarda bir şey yapamayız. Hüseyin de mutlaka okumalı diyerek onu ilkokula yazdırdı.

Çalışkan, öğretmenleri ve arkadaşları tarafından çok sevilen ve başarılı bir öğrenci olan Hüseyin sınıfları teker teker geçince daha iyi bir okulda okumak için ailece Elâzığ Merkez’e taşınıp,  Harput Ortaokuluna kaydoldu.

Çağ sanayi çağı, çağ bir meslek edinme çağı diyen Hüseyin; her zaman ve her yerde geçerli bir meslek öğrenip kısa yoldan hayata atılmak için Ankara’ya gitti. Hüseyin’in amacı daha iyi şartlarda çalışıp, daha iyi yaşamak, ailesine ve milletine daha faydalı olmaktı.  Bir süre Ankara’da kalan Hüseyin, bütün çabalarına rağmen anne ve babasından uzakta tek başına yapamadı.

Ankara memur şehri, Bursa sanayi şehri deyip, Bursa’ya geçti.  Bursa’da bir atölyede torna başında çalışırken ülkücülerle tanıştı. Zeki, bilgili ve becerikliydi. Arkadaşları ile birlikte Bursa Ülkücü İşçiler Derneğini kurup, dernek yönetimine girdi.  Ancak Bursa küçük, İstanbul devasa bir şehir, sanayinin kalbi İstanbul’daydı.

1974’te Elazığlıların yoğun olarak yaşadığı İstanbul Kartal’a geldi. Cevizli ’deki köylüleri ile kucaklaşıp Kartal Yunus’ta bir ev kiraladı.  Bir iki defa torna başına geçen Hüseyin; İstanbul’da da torna tezgâhının başına geçerek, evini geçindirmek istiyordu.

70’li yıllarda Kartal’ın dört bir tarafında yüzlerce fabrika, binlerce küçük atölye vardı. Bursa’da ülkücü işçiler vasıtasıyla Türk Metal’le tanışan Altaylı, İstanbul Türk Metal Sendikası Bölge Başkanın Kemal Anar’ın tavsiyesiyle Tuzla Alarko Alamsaş Ağır Metal Sanayinde iş başı yaptı. Alarko’da önce işçi sonra işyeri Türk Metal temsilcisi oldu.

Hüseyin Altay, 195 boyunda 100 kilo ağırlığında pehlivan gibi boylu posludur. Hilal bıyığı, siyah ayakkabı ve pantolon üzerine giydiği beyaz gömleği ile 7 gün 24 saat genç kızların yüreğini hoplatacak kadar şık ve bakımlıydı.

 

1980 öncesi dünya üç süper güç tarafından yönetiliyordu. Batıda ABD ve NATO, doğuda Çin, ortada Rusya ve Varşova paktı vardı. Rusya kuzeyde Polonya, Macaristan, Bulgaristan ve Yugoslavya’yı güneyde Irak, Suriye ve Filistin’i şu ve bu şekilde ele geçirmiş, Akdeniz’e inmek için Türkiye’yi tehdit ediyordu.

Soğuk savaşın kullanıldı o yıllarda: Sinema, tiyatro, müzik, roman ve moda gibi kültürel unsurlarla ülkeler içten içten yıkıyordu. 1979’da İran’da devrim yapan halk İran Şah’ını indirip Humeyni’yi getirdi. Sözde Afgan halkı Rusya’dan yardım isteyince Rusya Afganistan’ı işgal etti, Suudi Arabistan Ulusal Muhafızları Kabe’yi bastı. 15 gün süren çatışmada 2 bin kişi öldü. Aynı yıllarda Türkiye’de halk:  Irk, mezhep, siyaset ve sınıf gibi farklılıklar kullanılarak ikiye üçe bölündü.

 

Bu bölünmede Türk milliyetçileri, Türk Devletine ve Türk Milletine sahip çıkan MHP ve ülkücülere destek veriyor, Rus yanlısı bir siyaset izleyen PKK benzeri bölücüler MHP’ye ve ülkücülere saldırıyorlardı. ‘Halklara özgürlük’, ‘Bağımsız Kürdistan’, ‘Zafer namlunun ucunda’  gibi ifadelerle başlayan saldırılar önce yumruklu kavgaya sonra silahlı kavgaya dönüştü.

 

Hüseyin Altay,  Türk ve Müslüman’dı. Türk Milletinin maddi ve manevi değerlerini bilir ve yaşar, Türk milliyetçisi ve Atatürk hayranıydı. Emeni ve Rus mezalimini bizzat mezalimi yaşayan büyüklerinden dinleyen Altay, Rusya’ya karşıydı. 

Altay’a göre her insan milliyetçi olmalıdır. Milliyetçilik; eğitimli, bilgili ve becerikli olmak, milletini sevmek, yaptığı işin en iyisini yaparak milletine ve insanlığa faydalı olmaktır.

Altay; hoş sohbettir, Türk töresini ve İslam ahlakını bilir, büyüklerine saygılı, küçüklerine şefkatlidir.  Olaylara ve kişilere güzel bakar, güzel düşünür, güzel görür ve güzel konuşur. Özü sözü birdir, yalanı ve dolanı sevmez. Büyükle büyük, küçükle küçük olur. Herhangi birini kırmamış ya da incitmemiştir.

Kendilerini Türk ve Müslüman olarak tanımlayıp her şey Türk tarafından Türk’e göre ve Türk için diyen ülkücüler için büyük baskılar vardı. Ülkücüler lise ve üniversitelerde okumakta zorlanıyor, fabrikalarda çalışamıyorlardı.

Alarko Alamsaş Ağır Metal sanayi, fabrika yapan bir fabrikadır. Fabrikada yüzlerce mühendis ve kalifiye eleman vardır. Bu fabrika önüne konan projeye bakarak sıfırdan yeni fabrika kurar, mevcut fabrikayı büyütür, fabrikalarda bozulan makineyi kırılan parçayı tamir eder.

Türkiye için önemli bir fabrika olan Alarko’da sendika rekabeti adı altında bir güç kavgası vardır. Ülkücüler: fabrikayı çalıştırarak üretimin arttırmasını, yeni fabrikalar kurarak işsizlerin iş bulmasını, insanların refahını istiyor. Bölücüler: Hak alma bahanesi ile fabrikanın kapanarak üretimin durmasını, duran üretim ile bu fabrikaya bağlı tüm fabrikaların kanmasını, ülkede kaos çıkmasını istiyorlardı.  

Kartal Hava Evleri’nde oturan Hüseyin, Kartal Ülkücü İşçiler Derneği üyesiydi, zaman zaman bölücülerin yoğun olduğu Kartal’a gidiyor, Kartal’da Hüseyin’i gören bölücüler, çil yavrusu gibi sağa sola kaçışıyorlardı. Hüseyin, boylu poslu, güçlü kuvvetli, cesur ve gözü kaydı. Bunu hazmedemeyen gurup, Hüseyin’i Kartal ve Tuzla’da bir iki defa sıkıştırmış, bir iki defa yaralamıştı.

Kürşad’ın narasıyla indik tanrı dağından

Ruhumuzu kandırdık Orhun 'un kaynağından

Bu kaynaktan içeninin yürekleri tunç olur

Türk’e kefen biçenin ölümü korkunç olur.

Bir gün Türkeş, Alarko’ya gelir. Fabrika sahibi Üzeyir Garih ile görüşüp fabrikayı gezen ve işçilerle öğle yemeği yiyen Türkeş, ülkücü işçilere fabrikanın önemini anlatıp fabrikaya sahip çıkmalarını ister.

 

Hüseyin Altay Tuzla’ya taşınmış, bir kızla nişanlanmıştı. Kızın adını tam olarak bilmiyoruz. Zaman zaman da olsa Pendik Marmara Çay bahçesinde nişanlısı ile oturup bir çay eşliğinde sohbet eder, gelecek güzel günlerden bahsederlerdi.

 

Ankara Caddesinde (Erol Kaya) deniz üzerindeki kahvede arkadaşları ile tavla oynar, tavla turnuvalarında hep ilk üçe girerdi. Bir iki hamle ve zar sonrasını görecek kadar zeki, istediği zarı atacak kadar beceriliydi. Pendik lisesi bahçesinde voleybol, malkoç sahasında futbol oynardı. Hemen her oyunda oyun disiplinine uyar, arkadaşı ile paslaşır, rakibini incitmezdi.

 

Türk milliyetçiliği fikrini esas alarak her şeyin ‘Türk tarafından Türk’e göre ve Türk için’ yapılmasını isteyen MHP büyümekte adım adım iktidara doğru yürümektedir. Bu yürüyüşü durdurmak isteyen dış güç ve onun yerli işbirlikçileri MHP ve ülkücüleri hedef aldı.

 

Hüseyin Altay; 19 Eylül 1977 Pazartesi günü sabah erkenden kalkıp banyosunu yaptı, tıraşını oldu. Siyah çoraplarını siyah takım elbisesini ve beyaz gömleğini giyip ağır adımlarla fabrikaya doğru yürüdü. Elinde sigara, dudaklarında memleket türküsü. Annesi babası ve nişanlısını düşünüp bir an yutkunup

 

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir

Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir

Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir

Kahramanlık, saldırıp bir daha dönmemektir

Şeklindeki Atsız’a ait şiiri okumaya başladı.

 

Hüseyin Altay’ın işi fabrikada çalışarak, üretimi artırıp, kendi evinin nafakasını çıkarmak yeni fabrikalar kurup, ülke ekonomisine can katmaktı. Her zamanki gibi işinin başına geçip çalışmaya başladı ancak kafası çok meşguldü.  Dün: Maltepe’de liseli çocuklar okul yolunda sıkıştırılmış, Kartal’da bir cadde boyunca duvarlara bölücü yazılar yazılmıştı. Çocuklar sakinleştirmeli, yazılar silinmeliydi. Ancak akşam: 7 de nişanlısı ile buluşacak, 9’d ocakta sohbete katılacak, gece de annesine mektup yazacaktı.

Çorba, tas kebabı, pilav ve tatlıdan oluşan öğlen yemeğini yiyip bir nefes almak için dışarı çıktı. Fabrikanın tam karşısında bir bakkal vardı. Bakkala girecek cebindeki son birkaç kuruşla nişanlısına küçük bir çikolata ve bir sakız alacaktı. Ama almadı daha doğrusu alamadı.

Kapıdan 100 metre kadar ileride çapraz ateşe tutuldu. Son bir hamle ile yanındaki Şemsettin’i ‘Senin çocukların var, abi’ deyip yana iterek yere yattı. Yere yattı ama kurşunlardan kurtulamadı. Keleş ile ateş edenler, Hüseyin’in dev bedenini 32 kurşunla delik deşik ettiler.

Bir fabrika işçisinden kim ne ister? Bu örtülü savaş: Türk’ün, Türk düşmanları ile savaşıdır. Bu savaş: Rusya’nın ve onun işbirlikçilerinin Türk ve İslam’la savaşıdır. Bu savaş: Üç beş ailenin başını çektiği küresel gücün daha zengin olma isteğinin savaşıdır.

Silah seslerine koşarak gelen fabrika çalışanı arkadaşları İrfan, Hayati ve Necdet Altay ‘ı hemen hastaneye götürmüşlerse de 32 kurşun yiyen Hüseyin Altay hayata geri dönmedi.

Hüseyin’in; evi, arabası, yazlığı, bankada birikmiş parası yoktu. Hüseyin; makam, para, şan, şöhret peşinde koşmuyordu. Onun bir tek derdi bir tek davası vardı. O dava, çağın teknolojisini yakalayıp, Türk Milletini çağlar üzerinde aşırarak Türk Devletini güçlü, Türk Milletini mutlu kılma davası, o dava Allah’ın rızasını kazanma davasıdır.

Şehit Hüseyin Altay’ın aziz naaşı Pendik Çarşı Cami’den kaldırıldı. Törene Altay ailesi, MHP’liler, Ülkücü kuruluşlar, Türk Metal üyesi işçiler, Alarko mensupları, Pendik çarşı esnafı ve sevenleri katıldı.

Pendik Camisini dolduran binlerce kişinin gözünde yaş, dilinde tekbir. Cenaze namazı sonrası Şehit Hüseyin Altay’ın aziz naaşı otobüsle Elâzığ’a gönderildi.  Atar Turizmin 62 Tunceli plakalı araçla Elâzığ’a giden Hüseyin, ortaokulu okuduğu Elâzığ Harput’ta dua ve gözyaşları arasında toprağa verildi.

Cennet bahçelerinden bir bahçede yatan Şehit Hüseyin Altay’ı aramızdan ayrılışının 48. yılında hasret, minnet ve rahmetle anıyorum. Hakkını helal et yiğidim.

Türk doğdun, Türk gibi yaşadın. Gözlerinde Allah’a kavuşmanın mutluluk parıltısı, dudaklarında insana huzur veren tebessüm.

Ne mutlu Türk’üm diyene.

Üzülerek söyleyelim ki Hüseyin Altay’ın vatan toprağı ile kucaklaştığı an yanına ilk koşan İrfan, Hayati ve Necdet’i not eden kahpeler, onları da tek tek katletmişlerdir. İrfan Cevizli’de Hayati Göztepe’de Nejdet Kartal’da şehadet şerbetini içen Pendikli ülkücülerdir.

Lütfen emek hırsızlığı yapmayın. Yazıyı beğendiyseniz ‘beğen’ tuşuna basın, paylaşmak istiyorsanız ‘paylaş’ tuşuna basarak yazarın adı ile paylaşın. Yazıdaki yanlış, hata ve eksiklikler için yorumlar kısmında bilgi vererek yazıyı düzeltmeye imkân verin.

Eğitimci-Yazar

Mustafa Telli

 #hüseyinaltay #sehit #pendik #mustafatelli #ulkucu